Ressamın el kitabı
el yazısı
sırça köşk - 1 -
neden hep acı şeyler yazayım? dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. ‘hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?’ diyorlar. ‘hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin?’ geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakra. su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?
-bahtiyar köpek adlı öyküden-
tutunamayanlar -27-
“tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin.”
tutunamayanlar -26-
beni bir gün unutucaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yer mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yanlızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim beni uyandırma
tutunamayanlar -25-
“neden utandığı belli değildi.” yaşamaktan utanıyordu herhalde. hayata karşı ayıp oluyordu. on yüz bin şeyi birden yaşamak istiyordu. hangisine sarılsa, başkasına ayıp oluyordu. kaç parça olabilirdi? neden bu utançları bir yana itip yaşamaya çalışmadı?
tutunamayanlar -24-
gerçekten de, çecresinin kendisiyle o kadar ilgili olmadığını anladı kısa zamanda. yarıda kalan bir sözün peşinden kimse gitmiyordu. yanlış anladığı bir sözü hemen tekrar ediyorlardı. demek, diyordu turgut, kendi kendine, bugüne kadar gereğinden fazla vermişim. almadıkları bir sürü turgut vermişim onlara. bu kadarıyla da idare edebilirlermiş. eski turgutlara acıdı. yalnız ben yaşamışım o turgutları demek. ben, bir sürü turgutu kendime sakladığımı sanıyordum. gene de fazla gelmiş onlara verdiğim. ben de anlamamışım onları: ne onları, ne de onların beni anladığını görmemişim aslında. verdiğimle ilgilenmişim yalnız. ne kadar kolay bağışlıyorlar kusurlarımı: dolayısıyla kendilerini.
…..
anlam kadar insanın hayatının zehir eden bir kavram yoktur. insan akılı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir insanların yarattığı boşluğa.
tutunamayanlar -23-
gerçekleştirmemi istediğiniz tüm hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. herkes işinin gücünün başına dönsün. benim birinci gelişimle yarım kalan aşklarını yaşasın. yarım kalan yaşantılarını, eskisinden daha çok beğensin. benim gibi biri, bir daha girmesin küçük yaşantılarına: kapıları daha iyi kapansın. herkes ne istediğini daha iyi bilsin: ne istediğini bilmemek yüzünden bir daha bana kimse başvurmasın. evde yokum.
tutunamayanlar -22-
sen bir saksı çiçeğisin turgut özben. yapraklarını birbirine sürterek varlığını duyamazsın. bir ormanda olmalıydın. ölünceye kadar yerinden kımıldamayacağını bilen bi ağacın rahatlığını duymalıydın. bütün ağaçlara bakarak, kimsenin yer değiştiremeyeceğini duyarak ferahlamalıydın. hayır, bir su yosunu olmalısın. suyun serinliği ve ıslaklığını duyarak dalgalanmalısın. bütün istediğin, uçsuz bucaksız bir sudur ve her zaman bütünlüğüyle saracaktır seni.
tutunamayanlar -21-
başkalarına kötülük ettiğini hissetmenin acısına dayanamazdı. ‘bütün öfkelerimi öyle içten duyuyorum ki, kimsenin alınmaması gerek bana; bu yüzden ancak beni beğenebilirler’, diyerek şımarıkça gülerdi. ’ beni ya şımartın, ya da kapı dışarı edin!’ diye bağırırdı. ‘yarı içten bir kişiliğe dayanmam zor benim. bir kişi mi kalacak? tamam: bir kişi kalsın.’ sonra gene bağırmaya başlardı: ’ ben günahkârım: bana vurun!’

